3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesi yakınlarında bir trafik kazası gerçekleşir. Mercedes markalı bir otomobil ve bir kamyonun karıştığı bu kaza normal bir trafik kazasının çok daha fazlasıdır. Çarpışmadan geriye kalan yalnızca üç ölü ve bir yaralı değil, devlet ve mafya ilişkisine dair uzun zaman zihinleri meşgul eden pek çok soru işaretidir. Çünkü kazanın bir tarafı 20 RC 721 plakalı Hasan Gökçe yönetimindeki bir kamyonken diğer yandaki otomobilin içinde kamuoyunun çok iyi tanıdığı isimler vardır. Susurluk Kazası olarak bilinen bu olaya gelin bir de yakından bakalım.

Kazanın ardından saatler içinde ölenlerin kimlikleri belli olur.


Çarpışma sonucu hayatını kaybeden üç isim tespit edilir: İstanbul Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üstünde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş bir kimlik bulunan Abdullah Çatlı ve sevgilisi Gonca Us. Yaralanan ve hastaneye kaldırılan kişi ise DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak’tır. Peki bu insanları bir otomobilde birleştiren nedir? Gündeme bomba gibi düşen ve olayı sıradan bir kaza olmaktan çıkaran da işte bu sorudur.

Kazanın sac ayağını oluşturan üçgeni anlamak adına olay yargıya taşınır.

Kazanın ardından kamyon şoförü Hasan Gökçe kusurlu bulunup 3 yıl hapis ve 945 bin lira para cezasına çarptırılır. Hapis cezası daha sonra 6 milyon 420 bin liraya çevrilir. Ancak kazanın diğer ucunda bir milletvekili, bir emniyet müdürü ve İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan ve adı pek çok olaya karışan Abdullah Çatlı bulunduğundan soruşturmalar uzun süre devam eder. Siyasetçi-polis-mafya üçgeni altında çıkan haberler İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nı devreye sokar.

Elbette olayın tek sanığı Hasan Gökçe değildir.

DGM Sedat Edip Bucak hakkında soruşturma açar ve Bucak’ın 2 yıl hapsi istenir. Başsavcılık kazada öldükleri için Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Gonca Us hakkında dava açılmamasına karar verir. DGM’nin açtığı soruşturmaya göre bu şahısları bir mercedeste birleştiren ve kaza kurbanından ziyade suçlu kılan neden ise şudur: “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak”

Kamuoyunun inandırıcı bulmadıkları iddianamede de inandırıcı bulunmaz.

“Türkiye’de katliam sanığı olarak aranan silahlı eylemci ile bu kişiyi yakalamakla görevli üst düzey bir emniyet mensubu, polis memurları ve bir milletvekilinin bir arada olmasının, ruhsatlı silahların yanı sıra saldırı, suikast ve gizlice cinayet işlemekte kullanılan vahim silahlar ve mermileri yanlarında bulundurmaları, basit bir tatil gezisi veya başsağlığı ziyareti ile izah edilmesi inandırıcı görülmemiştir.” Soruşturmalar sonucu hazırlanan 42 sayfalık iddianame bu üç ismin bir arada oluşunun garipliğini belgeler. “Bu teşekküldeki şahısların kimlikleri, görev alanları ve ülkedeki etkinlikleri dikkate alındığında teşekkülün eylemlerinin yetkili ve görevli merciler tarafından artık kontrol edilemez boyutlara ulaştığı görülmüştür.” Aynı iddianamede geçen bu cümleye göre kontrolden çıkan bir otomobil değil, sanıkların eylemleridir.

Kazayla ilişkili iddialarda adı geçen İçişleri Bakanı Mehmet Ağar istifa eder.

Olayın ardından ortaya atılan iddialar yeni araştırma konusu olur. Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, emniyet ve sivil toplum kuruluşları olaya dahil olur. İddialarda sıkça adı geçen Mehmet Ağar istifa eder ve yerine Meral Akşener göreve gelir. Açılan kamu davasında Mehmet Ağar ve Sedat Edip Bucak’ın hapsi istenir ancak bu iki ismin 1999’daki seçimlerde yeniden milletvekili olmalarıyla haklarındaki yargılama durdurulur.

Konunun aydınlatılmasına yönelik araştırma ve soruşturmalar devam eder.

Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan olayın incelenmesi için Başbakanlık Teftiş Kurulu’na talimat verir. Ayrıca TBMM bünyesinde de Susurluk Araştırma Komisyonu oluşturulur. İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu ve yardımcısı, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Vekili Hanefi Avcı gibi isimler görevlerinden uzaklaştırılır. Ancak kazaya ilişkin ortaya atılan iddialarda adı geçen isimlerle ilgili açılan davaların çoğu beraatle sonuçlanır.

Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık!


Susurluk Kazası sonucu açığa çıkan devletin hukuki yollarla çözemediği problemlerde yasa dışı gruplarla işbirliği yaptığı gerçeği halkın büyük bir kesiminin dikkatini çeker. Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi olarak bilinen sivil itaatsizlik eyleminde tüm yurttaşlar her akşam 21.00’da ışıklarını bir dakika kapatmaya davet edilir. Avukat Ergin Cinmen ve bu girişimi oluşturan diğer isimler öncülüğünde 1 Şubat 1997’de başlatılan eylemin amacı mafya ile ilgisi olan tüm milletvekillerinin yargı önüne çıkarılmasını sağlamaktır. Kamuoyundan yoğun destek alan bu eyleme 15 Şubat 1997’de Türkiye genelinde 30 milyon kişinin katıldığı biliniyor.

Kaynak:1,2,3