Bugünlerde mutsuzluk ve negatiflik her yanımızı sarmış durumda. Haberlerden, sosyal medyadaki arkadaş yorumlarına kadar her taraftan ağır bir mutsuzluk bombardımanı altındayız. Özellikle de şirketlerdeki korku kültüründen kaçmak çok mümkün değil.

Her ne kadar günümüz şartları bu yönde olsa da, gelecekte de böyle devam etmek zorunda değil. Unutulmaması gerekiyor ki çalışanlar ve takımlar cezalandırılma korkusuyla çalışmaktansa, pozitif liderlikle yönetildiklerinde daha başarılı sonuçlar ortaya koyuyorlar. Amerikan Duke Üniversitesi’nin açıkladığı araştırma sonucuna göre mutlu ve geleceğe umutla bakan çalışanlar daha çok ve daha verimli çalışıyorlar.

Jon Gordon “The Power of Positive Leadership” (Pozitif Liderliğin Gücü) isimli kitabında tam da bu konuyu işliyor. Gordon, kitabında “Pozitif olmak sadece sizi değil, çevrenizdeki herkesi daha iyi insanlar haline getirir.” diyor.

Pozisyonunuz ne olursa olsun daha iyi birer lider olmanızı sağlayacak üç yöntem şu şekilde:

1. Steve Jobs gibi gerçekliği değiştirin

Pozitif bir lider olabilmek için neyin yapılabilir olduğuna dair net, hatta kimi zaman gerçekliğin dışında, bir hedefinizin olması gerekiyor. Gordon, Steve Jobs’ı örnek göstererek bunun nasıl başarılabileceğini anlatıyor. Jobs’ın iflah olmaz iyimserliği, iPhone, iPad gibi birçok ürünün ortaya çıkmasındaki itici güç olmuştu.

Gordon, “Steve Jobs tekrar tekrar Apple çalışanlarını, herkesin imkansız dediği sürelerde işleri bitirmeye ikna etmiştir.” diyor ve ekliyor “Steve’e defaatle gerçekçi olmadığını, bu süreler içinde ne bir donanım ne de bir yazılım yapılabileceğini söylemiş olsalar da sonunda imkansız dedikleri her şeyi başarmışlardı.”. İflah olmaz iyimserlik, iflah olmaz kötümserlikten daha verimli sonuçlar doğuruyor.

2. Şikayet etmeyi kabul edilemez kılın

Gordon, sadece bu kuralı uygulayarak bile iş yerlerindeki çalışma ortamının hızla iyiye gideceğinden bahsediyor. Kural basit: eğer bir çözüm önerisi getirmeyeceksen, şikayet edemezsin.

Gordon, Pozitif Liderliğin Gücü kitabında “Eğer şikayet ediyorsan, ekibine liderlik etmiyorsundur. Eğer şikayet ediyorsan, ekibine çıkış yolunu göstermiyorsundur.” diyor.

Şikayet ettiğimizde aslen yaptığımız tek şey hiçbir şeyin yapılamadığı, sonuç alınamayan, zehirli bir ortam yaratmaktır. Halbuki zor zamanlarda asıl yapılması gereken, kendimizi ve ekibimizi ortadaki sorunun üstesinden gelebilecek şekilde konumlandırmaktır. Gordon, kitabında konuyla ilgili “Şikayet etmek sizi ve ekibinizi en iyi halinizle çalışmaktan alıkoyar. Şikayet ederek gitmek istediğiniz yere doğru hareket etmektense olduğunuz yerde daha derine batmanıza sebep olursunuz.” diyor.

3. Yaklaşımınızı değiştirin, bakış açınız değiştirin

Filozof Epiktetos’un şu ünlü cümlesini muhakkak duymuşsunuzdur: “Olaylar önemli değildir; onları algılayışımız önemlidir.” Söz konusu iş dünyası olduğunda da bu yaklaşım bizi daha iyi bir yönde ilerlemeye itecektir.

İş hayatında her gün kötü haberler almak çok olası bir durumdur. Haftalarca, aylarca üzerinde çalıştığınız işler dış etmenler yüzünden bir anda rafa kalkabilir. Alınan tatsız bir haber işleri durma noktasına getirebilir. Ofise geldiğinizde sosyal medyada markanızla ilgili bir krizin patlak verdiğini öğrenebilirsiniz. Fakat karşımıza bu tarz sıkıntılar çıktığında o anda verdiğimiz tepkiler, olayları algılayış biçimimiz, durumun vahametini artırmak ya da azaltmak arasındaki farkı belirleyecektir. Kriz anlarında krizlere boyun eğip sorunun içinde kaybolmayı tercih etmek ya da en güvenli çıkışı bulmaya çalışmak krizin süresini değiştirecektir. Kolay bir yöntem olmasa da kesinlikle denemeye değer bir yöntemdir.

“Karamsarlığın ve kötümserliğin üstüne çıkmaya karar verdiğiniz anda kendi hayatınızın lideri olabilirsiniz.” diyor Gordon.